Beyaz Gül: Sophie Scholl

Sophie, Nasyonal Sosyalist rejim ve diktatör Hitler’in hegemonyasındaki Almanya’da gerçeği gören, görmekten korkmayan; diktatörlüğün hiddetiyle gördüğünü söylemekten bile korkan insanlara gerçeği anlatmaya çalışan Beyaz Gül’ün bir üyesiydi.

Zalimler karşısında bir duruşu olmalı insanın. Öyle bir duruş ki karşında kim ya da hangi kurum olursa olsun, bozulmayacaksın. Küçük bir esneme, titreme, gerilme hatta göz kaçırma yaşamayacaksın zalimin karşısında. İçten içe en çok korktuğun, en zayıf hissettiğin, en dokunsalar ağlayacak olduğun anda bile gözünü çekmeden bakacaksın baskıcına, zulmedene, zulüm etmek için fırsat kollayana.

Karşında ağzı salyalı, zarar vermek üzere eğitilmiş köpeği ipleri gevşek bir şekilde tutan bir polisin gözlerine dikeceksin gözlerini misal. Sana yönelmiş bir TOMA karşısında kollarını açıp bekleyeceksin ya da yağmurda ıslanmaya durmuş gibi.

İçinde su olması gereken ancak deneyimlerle sadece su olmadığını bildiğin o kocaman, çirkin araç karşısında durup, onu kullanan ve az sonra sana o -muhtemelen yakıcı- maddeyi tazyikle fışkırtacak kişiyi şaşkınlığa hatta dehşete sürükleyeceksin. Orada oturduğuna lanet edip senin yerinde olmayı diletecek kadar hayran bırakacaksın kendine.

Bunları ve bunları yapacaksın. Bunları ve bunları yapmalısın. Bunları ve bunları yapmaya cesaretin varsa eğer güçlüsün. Gücün cesaretinden geliyor. Cesaretin ise haklılığından.

İşte o güce, o cesarete, o kararlılığa sahipsen ancak duruşun bozulmayacak. Duruşun bozulmadan yürüyecek, duruşun bozulmadan öleceksin yeri gelince. Haklılığın cesaretini, cesaretin gücünü gösterecek.

Gücü elinde tuttuğu için her yaptığının haklı olduğunu düşünene karşı haklı olduğu için güçlü olan olacaksın. Bu yüzden karşındaki tarihte lanetlenirken, sen tek bir duruşun, tek bir “haklı” duruşun ile aynı tarihe adını yazdıracaksın.

Sophie Scholl tam da bahsettiğim bir duruşla tarihe adını yazdıran kadınlardan oldu. İnandığı dava için yapması gerekeni cesurca yaptı. Yaptığının arkasında güçlü bir şekilde durdu. Çünkü haklıydı. Kısacık yaşamıyla, milyonlarca insana bugün bile güç ve ilham veren bir örnek olmayı başardı.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Münih’te üniversite okuyan Almanyalı bir kadındı. Nasyonal Sosyalist rejim ve diktatör Hitler’in hegemonyasındaki Almanya’da gerçeği gören, görmekten korkmayan; diktatörlüğün hiddetiyle gördüğünü söylemekten bile korkan insanlara gerçeği anlatmaya çalışan küçük bir grubun üyesiydi.

Jillian Wales’in “idealist ve naif, fakat inandıkları şeye tutkuyla kendini adamış” olarak tanımladığı Adı “Beyaz Gül” (die Weiße Rose) olan bu hareketin amacı Almanya’nın içinde bulunduğu düzen ve savaş ortamının yanlışlığını, Hitler’in kapalı kapılar ardında yaptığı soykırımı insanlara anlatmak, onları görmeye, karşı olmaya, harekete geçirmeye davet etmekti.

Ülke içerisinde yaşam olağan koşullarıyla devam ederken, cephelerde insanların faşist bir Almanya ve diktatör bir lider için can veriyor olması bir yana, bir yandan da tarihin en büyük ve vahşi soykırımı yapılıyordu. Halk bu gerçekleri görmemeyi tercih ediyor, korkuyor ya da en kötüsü kabul ediyordu. Oysa bu gençler sessiz kalamaz, görmezden gelemezlerdi. Beyaz Gül hareketi böyle bir atmosferde yeşeren küçücük bir gruptu ve kendi imkanlarıyla hazırladıkları bildirileri, basıyor, çoğaltıyor, telefon rehberlerinden seçtikleri, özellikle davalarına destek olabilecek kişilere postalıyor ve fikirlerini yaymaya çalışıyorlardı. Naiftiler ve elbette kendilerini buna adamışlardı.

Sophie, ağabeyi Hans Scholl ile birlikte bu hareketin kurucularından ve önde gelen isimlerindendi. Kontrol bölgelerinde erkeklere oranla daha nadir arandıkları için grubun içindeki bir kadın olarak Sophie bildirileri gitmesi gereken yere taşıyordu. Riski gönüllü olarak alıyordu. Bildirileri farklı adreslerden göndererek önlem alıyorlar ancak aynı anda onları bu farklı adreslere götürerek yakalanma riskini göze almaları gerekiyordu. Bu şartlar altında Haziran 1942 ile Şubat 1943 yılları arasında kaleme aldıkları toplamda altı adet bildiriyi Münih, Stuttgart, Frankfurt, Linz ve Viyana’da halkla buluşturdular.

Sophie ve Hans’ın kızkardeşi Elisabeth Harthnagel, kızkardeşi için “Sophie Alman halkına başka bir yolun mümkün olduğunu, bir seçenekleri olduğunu göstermeye çalıştı. O Alman halkının yapmış olması gerekeni yaptı” demiştir.  Sophie davalarının ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğinin farkındaydı. Zaten fikirlerini başkalarına duyurmaya çalışan insanları böyle sonuçların beklediği bir atmosfer davanın ne kadar haklı olduğunun göstergesiydi. Kızkardeşi Elisabeth ne yaptıklarını öğrendiğinde korkmuş ve ona bunun sonucunu hatırlatmıştı. Ancak Sophie bunun ölümüne neden olabileceğini bildiğini ve bedeli neyse ödemeye hazır olduğunu söylemişti.

İlk bildiri Almanya’da yükselmekte olan faşizm ve yozlaşmayı irdeliyordu. İkincisi ise Yahudilere karşı yürütülen sistematik soykırımı gözler önüne sermekteydi. Üçüncü bildiri diktatörlüğe vurgu yapıyor, doğrudan Hitler ve onun baskıcı yönetimini eleştiriyordu. Beyaz Gül hareketinin üyeleri çoğunlukla üniversite öğrencileriydi. Bu öğrenciler üniversiteden profesörleri olan Kurt Huber’i de hareketleri içine almayı başardılar. Altıncı bildiri Huber tarafından yazıldı.

Sophie ve Hans’ın gittikçe daha fazla risk alma istekleri, duvarlara sloganlar yazmaları ve bildirileri üniversite kampüsünde dağıtma kararları sonlarının başlangıcı oldu. 18 Şubat günü Münih Üniversitesi’nde dağıttıkları bildirileri gören hademe durumu yetkililere bildirdi ve orada tutuklandılar.

Yakalandıktan sonra yapılan sorgularda ve göstermelik duruşmada eylemlerinin arkasında duran Sophie “Pek çok insan bizim düşündüğümüz gibi düşünüyor ancak bunu söylemeye cesaret edemiyor” diyerek insanların korkuları nedeniyle düşündüklerini dile getirmediklerini apaçık etmişti.

Sophie ve Hans Scholl, tutuklandıkları gün Hans’ın yanında bulunan yedinci bildirinin taslağının yazarı Christoph Probst ile birlikte yargılandılar. Üçü de suçlu bulunarak ölüme mahkum edildi. İnfazları tutuklanmalarından dört gün sonra 22 Şubat 1943 günü gerçekleşti. Faşizm karşısına çıkan engelleri vakit geçmeden bertaraf etmek zorundaydı. Direniş gösteren, göstermeye niyet edenlere bir uyarı olarak cezaları vakit kaybetmeden uygulanmalıydı!

İnfaza götürülmeden önce “Ne kadar güzel, güneşli bir gün ve ben gitmek zorundayım” diyordu Sophie. “Fakat binlerce insan bizim sayemizde uyanır ve harekete geçerse, benim ölümüm neden bir sorun olsun ki!”

Vatana ihanetten yargılanan ve giyotinle ölüme mahkum edilen Sophie, Hans ve Christoph ölüme giderken de güçlüydü.

Güçleri cesaretten geliyordu, cesaretleri ise haklılıktan.

Haklıydılar, ölüme mahkûm edildiler ancak onlar kazandılar. (SK/YY)

SULTAN KOMUT

https://bianet.org/biamag/siyaset/186017-beyaz-gul-sophie-scholl


1942 yılının sonuna doğru Münih Üniversitesi öğrencilerinden bazıları, yakalarına, çantalarına, “beyaz gül” takmaya başlarlar. Bu masum imgede savaşın acımasızlığında dahi romantizmi yaşayan Sophie Scholl’ ün etkisi büyüktür.

‘Beyaz gül’, Almanya’nın Münih Üniversitesi’nde öğrenim gören bir grup öğrencinin Nazi rejimine karşı başlattığı pasif direnişin ismidir. Hans ve Sophie Scholl kardeşlerin önderliğindeki harekete, öğrenciler Christoph Probst, Willi Graf, Alexander Schmorell ve üniversite profesörlerinden Kurt Huber katılır. Grubun sempatizanları arasında Hans Conrad Leipelt, Marie-Luise Jahn, Hans Hirzel, Susanne Hirzel, Heinz Brenner, Franz j. Müller, Eugen Grimminger, sonradan rejisör olarak tanınan Falk Harnack ve mimar manfred eickemeyer’den atölyesini kiralayarak anahtarları buluşmalarını gerçekleştirebilmeleri için Hans ve Sophie Scholl kardeşlere teslim eden ressam Wilhelm Geyer vardır. Kitapçı joseph söhngen ise basılı el ilanlarını deposunda saklamakla görevlidir.

Direniş 1942 yılının haziran ayının sonunda başlar. Temmuz sonuna kadar Alexander Schmorell ve Hans Scholl, Münih bölgesinde oturan aydınlara posta yoluyla kaleme aldıkları ilk 4 el ilanını yollarlar. Onlara hemen Sophie Scholl ve Willi Graf da katılır. Grubun erkek üyeleri temmuz sonunda başlayan okul tatili nedeniyle doğu cephesine hasta bakıcı olarak, Rusya’ya savaşa gönderilir. Sonbahar sonuna doğru cepheden dönen grup direniş faaliyetlerine tekrar bıraktığı yerden başlar.

Ocak 1943’te Stalingrad kuşatması kaybedilmiştir. Almanya tarafında 230.000 asker ve Rusya’da toplam 1.000.000 insan ölmüştür. Bunun üzerine Alexander Schmorell, Hans Scholl ve Willi Graf, 3., 8. ve 15. şubat tarihlerinde geceleyin ziftle Münih Üniversitesi duvarlarına ‘kahrolsun hitler’ ve ‘özgürlük’ sloganlarını yazarlar. “Komitanlar! komitanlar!” başlığını taşıyan 5. el ilanı felsefe hocası Prof. Kurt Huber tarafından kaleme alınır ve adreslere gönderilir. Çokça basılan ve elde kalan ilanların üniversite de dağıtma işi Sophie’ye verilir. Kendinden üç yaş büyük ağabeyi Hans, okulda Sophie’ye katılır.

18 şubat 1943 sabahı, “Beyaz gül” imzalı el ilanları Münih Üniversitesi’nin bahçesini kaplar. Havada uçuşan antifaşist bildirileri okulun yüksek pencerelerinin birinden savuran Sophie Scholl ve kardeşi Hans’ı gören okulun NSDAP üyesi hademesi Jakob Schmied derhal gestapoyu arar. Gestapo gençleri bulmakta gecikmez.

İşkenceye alınan Sophie ve Hans’ın odaları aranır. Gestapo, Hans Scholl’un odasında örgüte ait tüm bilgilere ve isimlere ulaşır. ‘Beyaz gül’ün kurucusu diğer gençler ve sempatizanları çok kısa bir süre içerisinde tutuklanırlar. Bu arada felsefe öğretmeni Kurt Huber de gestaponun eline düşer. Sorgu dört gün sürer. Sophie ve diğer çocuklar direnir. Sonunda uydurma bir mahkemede “Hitler’ in Şeytanı” diye ün yapmış yargıç Roland Freisler’ in başkanlığında kurulmuş bir nazi mahkemesinde yargılanmaya başlarlar. Freisler ayağa kalkmadan yüzleri beyaz bir gülü andıran çocuklara suçlarını sıralamaya başlar: “vatana ihanet, düşmanla işbirliği yapmak, askerin moralini bozmak…” sonra savcı ayağa kalkar ve beyaz gül’le ilgili tarihe geçecek bir tahlil yapar: “Reiche’ın savaş sırasında gördüğü en tehlikeli propagandacı vatan ihaneti bu hainlerin yaptıklarıdır.”

Milyonların katline neden olan faşizmin yargıçları karşısında direniş gösteren gençler yakalandıktan sadece dört gün sonra, 22 şubat 1943’ te kafaları giyotinle kesilerek idam edilirler. Prof. Kurt Huber, Willi Graf ve Alexander Schmorell 13 temmuz 1943’te yapılan 2. duruşmada idam cezası alır. Kurt Huber ve Alexander Schmorell aynı gün München-Stadelheim hapishanesinde idam edilirler. Willi Graf 12 ekim 1943’te infaz edilir. Sonradan tanınmış bir rejisör olarak karşımıza çıkan Falk Harnak delil yetersizliğinden beraat etse de aralık 1943’te toplama kampına gönderilmek istenilir, fakat kaçmayı başarır.

İdam edildiklerinde; Sophie 22, kardeşi Hans 25 , Probst 24, Schmorell 26 yaşındaydı. Sophie ve diğerlerinin yakalanmasına neden olan 5. el ilanı bütün Avrupayı elden ele dolaşarak İngiltere’ye ulaşır ve İngiltere’de ‘’Bir Alman el ilanı – Münih’li öğrencilerin manifestosu’’ adıyla 1,5 milyon basılarak anti propaganda amaçlı olarak, kraliyet hava kuvvetleri tarafından beyaz gül yapraklarıyla birlikte Almanya üzerine atılır.


Sophia Magdalena Scholl (d. 9 Mayıs 1921 – ö. 22 Şubat 1943), Alman öğrenci ve Nazi Almanyası’nda Beyaz Gül adlı şiddet içermeyen direniş grubunun üyesiydi. Münih Üniversitesinde, savaş karşıtı broşürler dağıtırken yakalandıkları için Sophie ve ağabeyi Hans vatana ihanetten yargılandı ve suçlu bulundu. Sonucunda ikisi de giyotinle 22 Şubat 1943 tarihinde idam edildiler. 1970’den beri Sophie Almanya’da savaşa karşı çıkan en büyük kahramanlardan biri olarak görülmektedir.

Hayatı

Sophie’nin babası Robert Scholl belediye başkanıydı. Sophie 6 çocuğun 4.sü olarak doğdu. Sophie bir Lutherci olarak büyütüldü. Okula 7 yaşında başladı, hızlı öğreniyordu. Sophie rahat bir çocukluk geçirdi. 1930’da ailesi Ludwigsburg’e, 2 yıl sonra da babasının bir danışma ofisinin olduğu Ulm’a taşındılar.

1932’de, Sophie ortaokula başladı. 12 yaşında Bund Deutscher Mädel’e gitmeye karar verdi, tıpkı çoğu arkadaşı gibi. İçinde hissettiği Tanrı’nın nefesi ona yavaş yavaş eleştirel bir bakış açısı kazandırmaya başladı. Babasının, arkadaşlarının hatta hocalarının bile politik görüşlerinin farkındaydı. Politik görüşler Sophie’nin arkadaşlık seçiminde önemli bir yer edinmeye başladı. Ağabeyinin ve arkadaşlarının 1937’de Alman Gençlik Hareketi’ne katıldıkları için tutuklanması onda büyük bir etki yarattı.

Çizime ve resme karşı yeteneği vardı. Tutkulu bir okuyucu olarak felsefe ve teolojiye karşı büyük bir ilgisi vardı. Sağlam Hristiyanlık ve her insanın değerli olduğuna dair inancı onun Nazi ideolojisine direnmesinin temellerini hazırlayacaktı.

1940 yazında, ortaokuldan mezun oldu, makalesinin konusu “Beşiği oynatan el, dünyayı oynattı”‘ydı. Çocukları çok sevdiğinden, Fröbel Institude’de anaokulu öğretmeni oldu. Burayı özellikle, Reichsarbeitsdien(National Labor Service)’e yani üniversiteye gitmek için gerekli olan servise alternatif olabileceğini umarak seçmişti. 1941’de askeri bir birlikte kreş öğretmenliği yaptı.

National Labor Service’teki 6 ayından sonra, 1942’de Münih Üniversitesi’ne biyoloji ve felsefe öğrencisi olarak girdi. Ağabeyi Hans da orada Tıp okuyordu. Sophie’yi arkadaşlarıyla tanıştırdı, grup daha çok politik görüşleriyle bilinmesine rağmen Sophie’yle pek çok yönden bağ kurdular; sanat, müzik, edebiyat, felsefe ve teoloji. Beraber sıklıkla konserlere, tiyatrolara ve konferanslara katıldılar.

Münih’de Sophie, birçok sanatçıyla tanıştı. En çok sordukları soru ise bir bireyin diktatörlük rejimi altında nasıl davranması gerektiğiydi.

1942’de Sophie’nin babası bir çalışanına Hitler’i eleştiren bir söz söylediği için hapse atıldı.

Beyaz Gül’ün Kökenleri

Beyaz Gül, Sophie ve arkadaşlarının Clemens August Graf von Galen tarafından yazılmış Nazi-karşıtı kitabını okuduktan sonra kuruldu. Clemens bir Katolik olmasına rağmen, Sophie kitaptan etkilenmişti.Sophie ve arkadaşları Hartnagel’in Alman askerlerinin davranışları hakkındaki raporunu okuduktan sonra dehşete düştüler. Raporda Yahudi katliamına yer veriliyordu.

Beyaz Gül’ün Hareketleri

1942’de grup makaleler yayınlamaya başladı. Popüler bir inanca göre, bu makalelerin yazımına Sophie katkıda bulunmamıştı çünkü ağabeyi onun haberinin olmasını istemiyordu. Ama Sophie bunları farkettiği zaman ağabeyine katıldı ve onlara yardımcı olduğunu kanıtladı çünkü kadın olduğu için rastgele bir SS askeri tarafından durdurulma olasılığı daha azdı. Grup, Almanları pasif bir şekilde Nazilere direnmeye bu makaleler yoluyla teşvik ediyordu. 18 Şubat 1943’te Münih Üniversite’sinde broşür dağıtırken ağabeyi ve Sophie yakalandılar.

Mahkemeden önce, Sophie Scholl’un şu sözleri söylediği kaydedilmiştir:

“Birisi bir başlangıç yapmak zorundaydı. Bizim yazdıklarımız ve söylediklerimize diğerleri de inanıyor. Onlar sadece kendilerini bizim yaptığımız gibi ifade etmekten çekiniyor.”

22 Şubat 1943’te Sophie, ağabeyi Hans ve arkadaşları Christoph Probst vatana ihanetten suçlu bulundu. Hepsi sadece birkaç saat sonra, 17.00’da giyotinle idam edildi. Sophie’nin son sözleri şöyle olmuştur:

“Dünyada nasıl adalet bekleyebiliriz, davalarını hakkıyla savunmaya çalışan bu kadar az kişi varken? Ne kadar güzel, güneşli bir gün ve ben gitmek zorundayım. Ama benim ölümüm niye sorun olsun ki, eğer insanlar bizim sayemizde uyanırlarsa ve harekete geçerlerse?”

Hakkındaki Film ve Kitaplar

Hakkında Sophie Scholl: The Final Days adlı bir film çekilmiştir ve en iyi yabancı film dalında Oscar’a aday olmuştur. Ayrıca, Sophie’yi oynayan Julie Jentsch oyunculuğuyla Berlin Film Festivali’nde Silver Bear ödülünü almıştır.

Filmin İngilizce altyazılı versiyonunu buradan izleyebilirsiniz:

Bunları da beğenebilirsiniz:

Bir Cevap Yazın