Macellan’ın Dünya Turu

Kristof Kolomb’un yeni dünyayı keşfinin ardından, Portekiz ve İspanya arasında başlayan anlaşmazlığı sona erdirmek için Papa Altıncı Alexandre Borgia, 7 Haziran 1494’de Tordesillas Antlaşması ile dünyayı boylamasına ikiye bölen hayali bir çizgi çizmişti. Böylece her iki ülke de dünyanın kendi paylarına düşen yarısında keşfettikleri bütün toprakların sahibi olabilecekti. Çoğunlukla birbirlerine düşmanca davransalar da Portekiz ve İspanya anlaşmaya sadık kalmıştı. Ama bu anlaşma İspanyollar açısından bir sıkıntıyı beraberinde getirmişti: “Baharat Adaları” olarak da bilinen zengin Maluku Adalarına ulaşmaları olanaksızdı. Çünkü Papa’nın dünyayı boylamasına ikiye bölen haritasında, Maluku Adaları’na giden deniz yolu tamamen Portekizlilerin elinde görünüyordu.

Ferdinand Macellan adında Portekizli bir denizci Hint Adaları’na güneybatı yolunu izleyerek ulaşmanın olanaklı olduğundan emindi. 1480 yılında Portekiz’de doğan denizci, daha 10 yaşındayken anne-babasının ölmesiyle yetiştirilmek üzere Portekiz donanmasına alındı. İlk seferini henüz 25 yaşındayken Hindistan’a yaptı. Aldığı bir yara yüzünden topal kalan deneyimli bir subay olan Macellan, Portekiz adına tam 10 yıl savaştı. Dolayısıyla, doğudan değil, batıdan giderek ulaşmak istediği uzak “Hint Adaları”nı biliyordu. 1514 yılından sonra ise disiplinsiz davranışları ve yerli halkla yaptığı yasadışı ticaretten dolayı Portekiz Kralı tarafından görevinden azledildi.

Sürekli batıya giderek Hint adalarına ulaşacağına emindi ama böyle bir keşif seferi kraliyet desteği gerektiriyordu. Bu nedenle Macellan, İspanya’nın yeniyetme kralıyla (Fernando ve Isabel’in torunu) görüşmeye gitti. Kral Carlos’a, (Carlos daha sonra Alman İmparatoru olarak taç giyecek ve V. Karl/Şarlken olarak anılacaktır) güneydeki kıtanın çevresinde dolaşarak ve Balboa’nın İspanya adına daha önce el koyduğu okyanusu aşarak Hint Adaları’na giden bir yol bulabileceğini anlattı.

Macellan krala, Endonezya’daki Baharat Adaları’nın (veya en azından bu adalardan bazılarının) dünyanın Portekiz’e değil, İspanya’ya ait yarısında kaldığını söyledi. Baharat Adaları’na kısa ve güvenli bir yolun (Portekiz’in Afrika’nın çevresini dolaşan yolundan daha kısa ve güvenli bir yolu kastediyordu), İspanya için bir nimet olacağı açıktı. Çeyrek yüzyıl önce Kolomb’un Kral Carlos’un büyükannesi Isabel’in desteğini alması gibi Macellan da keşif seferi için genç kralın desteğini aldı. Portekizliler bu seferi durdurmaya çalıştılar ama başarılı olamadılar.

Dünya Gerçekten Yuvarlak mı?

10 Ağustos 1519’da Macellan, Sevilla’dan beş gemiyle yola çıktı. Afrika’ya doğru ilerlediler ve kıyısı boyunca güneye yol aldılar, ardından Güney Atlas Okyanusu’nu geçip Güney Amerika kıyılarına ulaştılar ve güneye doğru yol almaya devam ettiler. Yolculuk boyunca olağandışı şeyler gördüler. Brezilya’da yerlilerin, bildikleri hiçbir şeye benzemeyen adetleri karşısında şaşkınlık içinde kaldılar. Ya çıplak dolaşıyor ve vücutlarını boyuyor ya da papağan tüylerinden yapılma olağanüstü giysiler giyiyorlardı. Ananas ve tatlı patates yiyor, hamaklarda uyuyor ve taştan yapılma baltalar kullanarak kütüklerden sandallar yapıyorlardı. Avrupalılar kıyılarına demir attığında yerliler gemilere doluşmuş ve buldukları her şeyi aşırmışlardı. Şaşkınlık içindeki İspanyollar, bir kadının bir parmaktan biraz daha büyük bir çiviyi soğukkanlılıkla tutup aldığını, sonra da cinsel organına soktuğunu görmüşlerdi. Kadın sonra küpeşteden denize adamış ve kıyıya yüzmüştü.

Beş gemi ekvatorun bir hayli aşağısındaki günümüzde Arjantin’in sınırları içinde kalan bölgeye ulaştığında, hava soğumaya başlamıştı. Balboa’nın keşfettiği denize açılan bir boğaz olduğu umuduyla Rio de la Plata’nın içlerine doğru ilerlediler. Umutları boşa çıktı. Tekrar güneye doğru yol aldılar ve Mart ayının sonunda soğuk, ağaçsız kıyılara ulaştılar. Karşılaştıkları yerli halk adeta dev gibi iriydi. Büyük ayakları (patagao) nedeniyle onların yaşadığı bu bölgeye Patagonya adını verdiler. Daha güneyin daha da soğuk olacağından korkarak kışı burada geçirdiler.

Bekleyiş sırasında bazı sorunlar da çıktı. Burada ne kadar kalacaklarını bilmedikleri için yiyeceklerin idareli kullanılmasını gerekiyordu. Öğünler azalınca homurtuların yükselmesi gecikmedi. Macellan’ın subayları çoğunlukla İspanyol’du ve aralarından bazıları ona başkaldırdı. Bunun bir nedeni Macellan’ın Portekizli olmasıydı. Gafil avlanmasına rağmen Macellan hemen denetimi ele geçirdi. Üçü dışında bütün isyancıları bağışladı. Bağışlamadığı isyancılardan birinin kafasını kesti, San Antonio’nun eski kaptanı Cartega ve isyancı bir papazı bu ıssız ve kasvetli yerde bırakıp gitti. Fakat Macellan’ın tek sorunu isyan değildi. Kıyılarda keşif yaparken gemilerinden biri, Santiago, bir mercan kayalığına çarpmış ve parçalanmıştı.

Kış sona erince geri kalan dört gemi Ağustos ayında tekrar yola koyuldu. Bir boğaz olduğu izlenimi veren bir suyoluna ulaştıklarında Macellan burayı araştırmaya karar verdi. Gemiler adaların afallatıcı labirentinde ve çoğunlukla bir yere çıkmadığı anlaşılan bir sürü dar boğazda bir aşağı bir yukarı gidip geldiler. San Antonio gemisinin mürettebatı dayanamayıp kılavuzları önderliğinde isyan eder ve gemi kaptanı zincire vurularak İspanya’ya geri döner.

Geri kalan üç gemi, yiyecek ve su sıkıntısı içinde, gelgitlerle, soğukla ve sisle boğuşarak boğaz boyunca güçlükle ilerledi. Geceleyin yerlilerin kamp ateşini gördüler ama yerliler kendilerini göstermediler.

Yaklaşık kırk gün dolaştıktan sonra boğazın batı ucuna ulaştılar. Toplarını ateşleyerek bunu kutladılar. Güçlü bir iradeye sahip olan Macellan bile aradıkları okyanusun açık sularına doğru yelken açtıklarında ağladı. Kuzeye döndüler ve bugünkü Şili’nin dağlık kıyısı boyunca kuzeye doğru yol aldılar. Sonra Macellan kıyıdan ayrıldı ve okyanusu geçmek için batıya yöneldi. Artık Baharat Adaları’ndan fazla uzakta olmadığını düşünmüş olmalı. Dünyanın üçte birini kaplayacak kadar büyük bir denizde yol aldığını bilmiyordu. Bulunduğu yerden adalara uzaklığı yaklaşık 20.000 kilometreydi.

Daha batıya doğru ilerlemelerinin başlangıcında yiyecekleri çok azdı ve bundan sonra 99 gün boyunca karaya ayak basmayacaklardı. Tek besinleri sıçan pislikleriyle dolu peksimetler ve peksimetlerin içindeki kurtçuklardı. Açlıktan ölecek duruma geldiklerinde peksimet fıçılarındaki kırıntıları topladılar, sıçanları yediler, talaş çiğnediler, seren uçlarındaki deriyi kaynatıp kemirdiler. İçme suları sarıya dönmüş ve çok pis kokmaya başlamıştı. Pek çoğu açlıktan, susuzluktan ve iskorbütten öldü. Seferin vakanüvisi İtalyan Pigafetta çaresizliklerini şöyle dile getiriyordu:

Sonunda açlıktan ölmemek için seren direğinin üzerine kaplanmış sığır derisini yedik… Kösele yumuşasın diye dört beş gün denizde sallandırıyor, sonra da kömür ateşinde ısıtıp mideye indiriyorduk.

Sonunda Guam Adası’na ulaştılar. Adanın yerlileri kayıklarla yaklaşıp gemilere tırmandılar ve sağa sola saldırıp çalabildikleri her şeyi çaldılar. Güçsüz olmalarına rağmen İspanyollar onları geri püskürttü. Bir köye kadar yerlileri takip ettiler, burada onlardan meyve ve başka yiyecekler çaldılar.

Macellan’ın Ölümü

Ferdinand MacellanArdından, (İspanya kralı II. Felipe’nin adını verdikleri) Filipin adalarına ulaştılar. Macellan yanında Güneydoğu Asya’nın Malay dili bölgesinden bir çevirmen de getirmişti. Bu çevirmen adalılarda konuştuğunda, adalılar onu anladı. Macellan için bu konuşma müthiş bir an olmalı, çünkü artık amacına ulaştığını biliyordu. Avrupa’dan batıya doğru yelken açarak neredeyse, Portekizlilerin 10 yıl önce doğudan ulaştıkları Güneydoğu Asya karasularına ulaşmıştı. Kendisi de Güneydoğu Asya’ya doğudan ulaşan o Portekizlilerden biri olduğundan, dünyanın çevresini tamamen dolaştığı yine de söylenebilirdi.

Fakat sonra ölümcül bir hata yaptı. Adalardan birindeki bir kabilenin reisi olan Lapu-Lapu (Cebu kralı) Hıristiyanlığı kabul edince, Macellan bu kabile reisinin başka bir adanın kabile reisiyle (Mactan kralıyla) giriştiği savaşta onun yanında yer aldı. (İspanyol kaptanlardan biri daha sonra bunun nedenini açıklamıştı. Alaycı bir biçimde, Macellan’ın kırk adamıyla, “Armağan olarak bir kile pirinç ile bir keçi yollamadığı için Mactan kralına Cebu kralının ellerini öptürmek amacıyla savaşmaya ve Mactan Adası’ndaki evleri yakmaya gittiğini” anlatmıştı) Macellan Avrupalı savaş becerisine güveniyordu, ama Mactan yerlileri Avrupalıları geri püskürttü. Adamları sandallarına doğru geri çekilirken Macellan onları korumak için kılıcıyla dövüşmüştü. Zehirli bir okla vurulmuş, pala darbeleri almış ve yüzüne mızrak saplanmış halde kumların üzerine düşmüştü. Onlarca savaşçı üzerine atlatmış ve onu öldürmüştü. Pigafetta, Macellan’ın ölümünü şöyle anlatır:

…Kıyıya ulaştığımızda yaklaşık 1500 yerli üç bölüm halinde gruplanmıştı. Bizi görünce savaş çığlıkları atmaya başladılar. Tüfekli adamlar ve okçular yarım saat kadar savaştılar, ancak bir işe yaramadı. Kaptanı tanıyan bazıları üzerine saldırdı ve kafasından miğferini düşürdüler. Bir yerli yüzüne doğru bambu bir mızrak fırlattı, fakat kaptan kargısıyla onu derhal öldürdü. Sonra kılıcına uzandı ama yarıya kadar çekebildi, çünkü mızrakla kolundan yaralanmıştı. Bunu gören yerliler hep birlikte üstüne çullandılar. Biri sol bacağına bir pala ile vurdu, bu, kaptanın yüzüstü düşmesine sebep oldu. Hemen bambu ve demir mızraklarla, palalarla üzerine saldırdılar. Bizim ışığımızı, aynamızı, yardımcımızı, gerçek önderimizi öldürene değin. Onu yaraladıklarında hepimizin botlara bindiğinden emin olmak için birçok kez geriye dönüp baktı. Sonra onu ölü bir şekilde geride bırakarak biz yaralanmışlar, yenilmişler, elimizden geldiğince, hareket etmeye başlayan botlara doğru çekildik

Lapu-Lapu bu olaydan sonra yeni dini ve Avrupalılar konusunda bir kez daha düşündü. Yirmi yedi Avrupalıyı bir şölene davet etti ve onları kılıçtan geçirdi. Geri kalanlar hemen demir alıp oradan kaçtılar. Ama yeterli sayıda adamları olmadığı için Concepción’u yaktılar.

Beş gemiden geriye iki tanesi kalmıştı. Bu gemilerle korsanlık yaparak adaların arasında haftalarca yol aldılar. Sonunda başından beri varmak istedikleri yer olan Baharat Adaları’na vardılar. Burada karanfil satın alıp gemiye yüklediler.

Victoria dönüş yolculuğuna hazırdı. Gemideki hiç kimse geldikleri yoldan geri dönmek ve korkunç Güney Amerika boğazından tekrar geçmek istemiyordu. Bu nedenle geminin kaptanı Juan Sebastian de Elcano, düşman Portekizlilerin denetimi altındaki Asya denizlerinden geçip Afrika’nın ucundan dolaşıp İspanya’ya varmak umuduyla batıya doğru yöneldi. Diğer geminin, Trinidad’ın onarılması gerekiyordu, bu nedenle Baharat Adaları’ndan daha sonra ayrıldı. Elcano’nun tersine Trinidad’ın kaptanı doğuya doğru yelken açmaya, Güney Amerika’ya geri dönmeye karar vermişti. Fakat pek çok sıkıntı yaşadıktan sonra Trinidad Baharat Adaları’na geri döndü ve Portekizliler gemiyi ele geçirdi. Arkasından bir fırtına gemiyi mahvetti.

Macellan'ın dünya turu

Dünyanın Çevresini Dolaşan İlk İnsan

İspanya’dan yola çıkan beş gemilik filodan artık yalnızca Victoria vardı. Seferde geçen onca yıldan sonra fena halde çürümüştü ve düşman Portekizlilerin devriye gezdikleri Güney Asya sularında ilerliyordu. Elcano Portekizlilerden kurtulmayı başardı, Afrika’ya ulaştı, Ümit Burnu’nu döndü ve kıtanın batı kıyısı boyunca kuzeye doğru yelken açtı. Açlık ve hastalıkla boğuşan o ve adamları sonunda şimdiki Senegal’in açıklarındaki Yeşil Burun Adaları’na vardılar. Adalar Portekizlilerindi, yine de bütün tehlikeleri göze alarak durdular ve karanfilin bir kısmını pirinçle değiş tokuş ettiler. Fakat sonra kaçmak zorunda kaldılar, Portekizlilerin yakaladığı on üç adamı da orada bıraktılar.

1522 yılının Eylül ayında, yola çıktıktan üç yıl sonra, Victoria İspanya’ya vardı. Yaklaşık iki yüz elli kişilik mürettebattan geriye kalan on sekiz bitkin, aç Avrupalı ve ücret karşılığı tuttukları dört Malaylı güçbela yürüyorlardı. “En zayıf insandan bile daha zayıftılar.”

Dünya’nın çevresindeki bu ürkütücü ve görkemli yolculuğun tamamlanmasından sonra olanlara gelince: Victoria’nın getirdiği malların satılmasıyla elde edilen gelir yolculuğun bütün masrafını karşıladı. (Karanfil pahalıydı; insan ucuz) Macellan’ın adı, büyük güçlüklerle karşılaştıkları boğaza verildi. Yeşil Burun’da Portekizlilere terk edilen on üç kişi serbest bırakıldı, ayrıca Baharat Adaları’nda esir düşen Trinidad’ın dört denizcisi de İspanya’ya geri döndü. İzleyen yıllarda yolculuktan sağ kurtulanların çoğu tereddüt etmeden yeniden denize açıldı.

Macellan’ın seferi dünyanın yuvarlak olduğunu kanıtlamış, Macellan da, kendisi seferin sonunu göremese bile, daha önce ziyaret ettiği Baharat Adaları’nın ötesine giderek tüm meridyenlerden geçen ilk insan olmuştu. Juan Sebastian de Elcano ise dünyanın çevresini dolaşan ilk insan… Dünya’nın çevresini ilk kez dolaşan Victoria’nın da korunması ve saygı görmesi gerekirdi. Onun yerine geminin sahipleri Victoria’yı alelacele onardılar ve iki kez Yeni Dünya’ya gönderdiler. İkinci seferinden dönerken Victoria bütün mürettebatıyla birlikte battı.

Macellan’ın dünya turundan sonra dünyanın çevresini dolaşacak ilk sefer tam 58 yıl sonra gerçekleşti. İngiliz kaşif Sir Francis Drake, Macellan’ın rotasını takip ettiği seferine 1577’de başlayıp 1580’de bitirdi. Tıpkı Macellan’ın başına gelenler gibi, İngiltere’ye bir tek ana gemileri olan Golden Hind dönebilmeyi başarmıştı.

Kaynak: http://www.serenti.org/macellanin-dunya-turu/

Bunları da beğenebilirsiniz:

Bir Cevap Yazın