“Macera büyük bir ibadet”

“Bilmek ve şahit olmak en büyük mutluluktur. Macera ise büyük bir ibadet” diye yazar İhsan Oktay Anar Puslu Kıtalar Atlası’nda. Bütün romanın ana fikri midir bilmem, macera çağrısıyla edebiyatı harmanlamak kolay iş değildir. Çok az yazar, tarihi ve fantastiği anlatısına mesken edip farklı edebi zevklere sahip heterojen okur kitlelerinin ortak buluşma noktası halini alabilir. Anar, bugüne kadar yirmi farklı dile çevrilen kitabıyla kalpleri çalmayı bildi ve aradan geçen yirmi senenin ardından Kostantinapolis’in saklı tarihi artık hak ettiği görselliğe kavuşuyor. Sanatçı İlban Ertem’in şahane çizgileriyle Puslu Kıtalar Atlası’nı artık bir çizgi roman olarak da okuma fırsatına sahibiz.

Puslu Kıtalar Atlası’nın çizgi roman olacağı haberi, kitabın tutkunları arasında merak kadar şüphesiz kuşku da uyandırdı. Konu son yılların en kendine has edebi yolculuklarından birinin görsele taşınmasıysa bunun gayet anlaşılabilir bir kuşku olduğunu teslim etmemiz gerekiyor. Uyarlama çoğunlukla orijinal esere bir canlılık değil aşınma getirir; hele ki meşhur edebi eserlerin ticari kaygılarla yavan çizgi roman uyarlamalarına dönüştürüldüğüne dünyada çok sık rastlandığı düşünülürse.

Ancak tüm önyargılara inat, İlban Ertem yarattığı bu muhteşem uyarlamayla kafalardaki tüm soru işaretlerini bir sandığa atıp derinlere gömmemiz gerektiğini bize gösteriyor. Ertem’in bu müthiş ve oldukça detaylı uyarlaması yerli çizgi romancılığımızın en güçlü işlerinden biri. Bu kadar yoğun (ve her cümlesi ayrı edebi kıymete sahip) bir metinden kısıtlamalar yapmamak, olayların akış ritminde orijinal esere sadık kalmak için Ertem büyük bir emek sarfetmiş. Zaten ortaya Anar’ın romanı ile aynı uzunlukla (300 sayfa) bir çizgiroman çıkması da gösterilen özen hakkında fikir verir nitelikte.

İnsanüstü bir emek
İlban Ertem 1990’lara kadar Gırgır’da ve Gırgır ekolünü takip eden yayınlarda çalışmış, sonra uzun süre sessizliğe gömülmüş bir öncü çizer. Oldukça dinamik çizgilere sahip Ertem’in (yakın zamanda yeniden basılan) Vicdan isimli ilk çizgiroman albümü, farklı konusu ve karanlık anlara mizahı yedirmeyi bilen çok keskin bölümleri ile fark yaratan, ancak her nedense gözlerden ırak kalmış önemli bir eserdi. Vicdan’ı okuma fırsatı edinmiş az sayıdaki çizgi romanseverin Puslu Kıtalar Atlası’nın emin ellerde olduğuna şüphesi olmasa gerek. Bu yeni uyarlamada Ertem belki kendi için de zor olan bir sınavı vermiş. Mizah dergiciliğin format sıkıntısından kaynaklanan bir tek sayfaya bol kare, yazı ve aksiyon sıkıştırma zorunluluğunun yerini Puslu Kıtalar Atlası’nda çok daha ferah, sayfa başı üç dört (hatta bazen tek) karenin alması durumu söz konusu. Ertem’in bu görece yavaş ritme kendini çok iyi adapte ettiğini görmekteyiz. Ancak hikâye temposu yüksek yerlere geldiğinde de dizginleri eline almayı bilmiş çizer, kitabın pek çok hareketli kısmında (özellikle kale kuşatmalarında) Ertem’in gerekli dinamizmin farkındalığında hareket ettiğini ve sürükleyici çatışmaları oldukça başarılı tasvir ettiğini söylemek gerek. Bunun harici kare sayısı ne olursa olsun, sırf detaylarda ve renk kullanımında gösterilen insanüstü emek bile takdire şayan.

Ertem’le çizgi dünyaya adım atan Puslu Kıtalar Atlası, alternatif ve kurgusal tarih anlatımı yönünden Jodorowsky ve Manara’nın Borgia serisini; mistik ve bol referanslı dili ile de Neil Gaiman uyarlamalarını hatırlatıyor. Ertem’in bu uyarlamasının, ülkemizde de geçtiğimiz yıllarda yayınlanan, aykırı ve radikal bir iş olmasına rağmen ciddi tempo sorunları yaşayan (ve okur ilgisini bir noktadan sonra sırf tepkisel bir erotizmle ayakta tutmaya çalışan) Borgia serisinden çok daha başarılı bir çizgi-deneyim olduğu rahatlıkla söylenebilir. Sinemada sürreal bir dilin sayılı ustalarından Jodorowsky’nin, çizgi romanda ise tarzı ile yıllardır bir marka olmuş Manara’nın “büyük birlikteliğinin”, Anar-Ertem kardeşliğinin açıkça gerisinde kaldığını söylemek hiç de abartı olmayacaktır. Bunun yanında Neil Gaiman’ın fenomen serisi Sandman’i (ve özellikle doğunun mistik dokusunu içtenlikle benimsemiş “Ramadan” macerasını) okuyan bir çizgi romanseverin Puslu Kıtalar Atlası’nı okumak için hiç zaman kaybetmemesi gerekiyor.

“Romanı okurken duyduğum fısıltıları çizdim”

Beş yıllık emek
Türkiye’nin çizgi roman geçmişi tarihî dizi hikâyelere yabancı değil, hatta bu mecranın çizerlere en büyük gelir kapısını uzun süre gazetelerdeki kahramanlık tefrikalarıyla sağladığını da söyleyebiliriz. Ancak çizgi romanın tarihî kurguyla ilişkisi bugüne kadar (Yeşilçam’da da olduğu gibi) hep bu epik maceralar üzerinden gelişti. Tarihî çizgi roman denildiğinde, ya orta şekerli Kurtuluş Savaşı anlatılarına ya da Karaoğlan, Tarkan gibi tek kahramanın abartılı “Türk düşmanı” ordulara karşı kılıç kuşandığı hikâyelere alıştı okur. Ancak İlban Ertem ideal kahramanları, yerelleştirilmiş “Barbar Conan”ları, vatan millet edebiyatını sevememiş bir çizer, belki de bu yüzden Anar’ın bu kitabı ona tutkuyla bağlanacak bakir toprak olmuş. Sokakların pis, birçok karakterlerinin ruhunun da görünümünün de çirkin, hayatın ise bundan çok daha çirkin olabildiği bir Osmanlı’da maneviyatın arayışı için tek gerçek yol korkmadan yaşayabilmekten geçiyor, belki de bu yüzden Puslu Kıtalar Atlası’nın en çok bilinen cümlesinin dediği gibi “macera büyük bir ibadet”. İlban Ertem’in macerası da bizlere bu eşsiz kitabı beş senelik uzun bir uğraşın ardından armağan etmek oluyor. Biz okurlara da şimdi şahit olma, mutlu olma görevi düşüyor. Kim bilir, belki Puslu Kıtalar Atlası’nın ardından biz çizgi romanseverler de kendi ibadetimizin sahici arayışına girişiriz artık.

Puslu Kıtalar Atlası
İlban Ertem
İletişim Yayınları
2015, 320 sayfa, 32,5 TL.

kaynak: http://kitap.radikal.com.tr/makale/haber/macera-buyuk-bir-ibadet-417216

Bunları da beğenebilirsiniz:

Bir Cevap Yazın